
Film anlatmak istediği şeyi izleyicinin gözüne sokmuş, dolambaçlı yollara gitmemiş. Bu da bir çeşit anlatma biçimi olduğundan eleştirmem yersiz olur. Kapitalizm' in ve onun getirdiği tüketim toplumunun içinde bulunduğunu farkettiğinde ve bir de aşık olunca her şey anlamsız oluyor Octave için.
Tüketim toplumuna hizmet eden en önemli araç reklam filmleri. Octavı ında dediği gibi ''Hayatımı sizi kandırarak geçiririm. Harcamayı kestidiğinizde belkide hayalinizdeki araba sizin olacak. Görevim beyninize girmek, sizi istediğim noktaya çekebilmek. Arzularınız artık sizin olmayacak. Kendimi size empoze edip, hiç bir zaman benim kadar başarılı bir piçkurusu olamayacağınızı göstereceğim''. Reklam filmlerini tam da Octave ın dediğini yapıyor bizlere. Bizim arzuladığımız şeylerin kendi elleriyle yarattıkları dünyanın arzuları olduğunu söylüyor.Arzula(ma)dığımız şeyleri elde ettiğimiz zamanda birilerinin arzuladığı dünyayı yaratıyoruz. Bunun sonucunda dünyada sınıflar arasında büyük bir uçurum oluşuyor. Çok zenginler ve çok fakirler. Kimileri yiyecek ekmek bulamazken, kimileri ekmek yerine pasta yiyor. İnsan olan her yerde tüketimin olduğu su götürmez bir gerçek. İlkel toplumları ele aldığımızda bile hayatta kalmak için avcılık- toplayacılık yöntemini kullandıklarını görürüz. Bu doğanın dengesidir. Fakat iş aşırıya kaçınca doğanın dengesi bozulur. Gelmek istediğim nokta yanlış tüketimdir. Filmin ele aldığı konuda budur zaten. Bizi yanlış tüketime götürende üretenin ürettiğini satmak için başvurduğu yalanlar silsilesi, göz boyama seansları, küçük beynimizde yer eden sloganlar ya da Octav ın tanımıyla '' yakalayıcı''lar. Reklam sektörüne bu kadar yüklenmenin hatta filmin abartılı olduğunu düşünenler olabilir. Fakat sonuçlarını düşündüğümde bana hiç de abartılı gelmiyor. Kredi kartları buna en güzel örnek. Okul kantinlerinde, sokak başlarında, alışveriş merkezlerinde kurulmuş standlarda yolumuzu kesip oracıkta bizi paralı yapanlar, bize güçlü olduğumuzu hissettirenler, olmayan paramızı bizimmiş gibi harcayıp paranın bizim olmadığını anladığımız zaman; ilk önce çocuğumuzu, sonra eşimizi ve sonunda kendi kafamıza bir el ateş ettiğimizde arkamızdan komşularımızın, haberspikerlerinin, insanların hiç bir şey diyemeyişinin sebebi yüzlerimize tokat gibi çarpan gerçekliktir. Biz; üstünde ayna olan, kendi fotoğrafımızın basıldığı ince zarif kredi kartlarının kölesi oldukça Afrika da hergün yüzlerce çocuğun açlıktan, hastalıktan, sefaletten ölmesi şarttır. İşte film bana bunları gösterdi. Octavı ın durumuna düşmek istemiyorsanız(iki sonu olan bir film, bende ilk olanı seçtim) bu filmi izlemenizi tavsiye ederim. Çok renkli, çok eğlenceli sıkılmadan izleyebiliceğiniz bir film tıpkı reklamlar gibi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder